TOROSLARIN GÖLGESİNDE BİR İRFAN OCAĞI
Eposta :

TOROSLARIN GÖLGESİNDE BİR İRFAN OCAĞI

Torosların arasında, Antalya’nın yükseklerinde yer alan Elmalı, geniş bir ovanın ortasında, dağların serin nefesiyle çevrili bir ilçedir. Elmalı’ya ilerlerken yol kıvrıldıkça manzara açılır, elma bahçeleri ovaya serpilir, uzaklarda sedir ormanları yükselir. Sabah saatlerinde sis, toprağın üzerinden ağır ağır çekilirken çatılarının kiremitleri ve bahçeleri birer birer ortaya çıkar. Hava berraktır, temizdir. Elmalı, ilk bakışta bile
sakinliğini yansıtır.


Bu coğrafyada her manzara hafızaya yazılır. Ovanın kenarında uzanan Avlan Gölü, Elmalı’nın en kadim dostudur. Sabahları göl yüzeyi cam gibi durur; dağlar, bulutlar ve kuş sürüleri suya düşer. Akşamüstleri rüzgâr hafifçe yükselir, göl algılanır; ışık kırılır. Burada durup bakmak, insanı aceleden uzaklaştırır. Avlan Gölü, Elmalı’nın ritmini belirler.

Yerleşimin içinde ise tarihi Elmalı evleri karşılar insanı. Taş temel üzerine kurulu, ahşap cumbalı, geniş saçaklı bu evler, gösterişli olmadan vakur durur. Dar sokaklar gölgeyle serinler, kapı önlerinde taş basamaklar vardır. Bazı evlerin pencereleri ovaya, bazıları dağlara bakar. Duvarlara sinmiş bir hayat hissi vardır; acele etmeden yaşanmış, sessizce sürmüş bir zamanın izleri…

Elmalı’nın taşıdığı manevi derinlik, bu mekânlarla birlikte anlam kazanır. Yüzyıllardır süren ilim ve irfan geleneği, Horasan’dan gelen nefesle bu ovada kök salmıştır. 14. yüzyılda Pir Abdal Musa’nın Tekke Köyü’ne gelişi, bu yolun başlangıç noktalarından biridir.

Abdal Musa’nın izleri, Tekke köyünün sade yapısında hâlâ hissedilir. Dergâhın bulunduğu alan, çevresindeki doğayla uyum içindedir; taş, toprak ve sessizlik iç içedir. Abdal Musa Şenlikleri, bugün de bu geleneğin canlılığını korumaktadır.

Elmalı Ovası, yaz aylarında başka bir sahneye dönüşür. Geniş düzlük, Torosların eteklerine yaslanır; ufuk açıktır. Yeşil Yayla Yağlı Güreşleri, bu genişlik içinde yapılır. Davul sesleri uzaktan duyulur, pehlivanlar ovada ilerlerken toprakla temas hâlindedir. Güreş; Elmalı’da edep, sabır ve cesaretle yürüyen bir gelenektir. Ova, bu geleneği
gururla taşır.

Tasavvuf, Elmalı’nın sokak aralarına da sinmiştir. Vahab-ı Ümmi, Sinan-ı Ümmi ve onun müridi Niyazi Mısrî bu coğrafyada sözü derinleştiren isimlerdir. Türbelerin bulunduğu alanlarda zaman yavaşlar, rüzgâr, sedir ağaçlarının arasından geçerken ilahilerin ritmini taşır. Buralar kalabalık değildir ama boş da değildir. Gelen, durur; duran, düşünür.

Merkezde yükselen Ketenci Ömer Paşa Külliyesi, Elmalı’nın mimari belleğini temsil eder. Kesme taş duvarlar, gün boyunca ışıkla değişir. Şadırvanın suyu duru, avlusu ferah, medrese hücreleri sadedir. Cami ve medrese karşılıklı durur, ilimle ibadet aynı avluda nefes alır. İznik çinilerinin renkleri, günün farklı saatlerinde başka başka görünür.

Elmalı’nın çevresi, merak duygusunu besleyen duraklarla doludur. Çığlıkara Sedir Ormanları, asırlık ağaçlarıyla insanı susturur. Gömbe Yaylası ve Yeşilgöl, yaz sıcağında serinliğin adresidir. Dağın yamacına kurulu Arykanda Antik Kenti, Elmalı’nın geçmişinin binlerce yıla yayıldığını gösterir.

Bütün bu mekânlar ve duraklar, Elmalı’da düşüncenin neden derin, sözün neden ölçülü olduğunu da açıklar. Sessizliği bol, zamanı geniş bu coğrafya, yetiştirdiği insanlara da aynı duruluğu taşımıştır.

Bu iklimin en bilinen temsilcilerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili tefsiriyle ilim dünyasında kalıcı izler bırakmıştır. Onun diliyle Elmalı’nın sükûneti ve berraklığı hissedilmektedir. Elmalılı İbrahim Bedrettin ise ilim ve idare tecrübesini bu birikimle harmanlamıştır.

Elmalı, Avlan Gölü’nün sabah sessizliğiyle, tarihi evlerin gölgeli sokaklarıyla, ovaya yayılan rüzgârıyla kendini yavaş yavaş anlatır. Burada her şey hemen fark edilmez. Bakıldıkça açılır, duruldukça görünür. Belki de bu yüzden Elmalı, anlatıldıkça merak edilir; görüldükçe tekrar çağırır. 

Sefa YURDAKUL

Antalya