KANADIMDA YANKILANAN SES
Pas tutmuş yüreğimi süpürüyor beyaz inci,
beni bana gösteriyor;
naif, suskun ve gizemli.
İçimde doğan umudun ince yansıması,
çıktığım yolun pusulası,
varlığımın buğulu aynası.
Bir seher vakti,
dua gibi iniyor yeryüzüne ışık demeti,
Hüthüt konuyor eşiğime.
Bağrından kopup gelen yanık bir ötüşle
sessizce çırpıyor kanadını;
incitmemek için rüzgârı.
Bakışlarında özlemin yürüyüşü,
yüreğinde cesaretinin yükü.
Gagasında uzakların soluk alıp verişi,
kanatlarında saklı nice derdi…
Her uçuş biraz kader,
her duruş biraz teslimiyet.
Rüzgâra bırakır mı kendini,
Süzülür mü eşsiz maviliklerde
mavilik bir yol mu olur kanadına?
Rotasını bulutlara emanet ederken
ardında iz bırakır mı geçmişinden,
yoksa hatıraları mı onu izleyen?
Yorulduğunda
soluklanmayı bilir mi insan gibi,
yoksa yorgunluk
dolanır mı küçük bedenine bir sarmaşık gibi
Ötüşündeki sesi
ulaştırabilir mi sevdasına,
çırpınışlarına yoldaş olabilir mi?
Gizli ama kendinden emin.
Gagasında taşıdığı
sıradan bir dal değil;
sıcacık bir yuvanın zemini,
cennet bahçesinin eşiği,
yavrusunun gözlerini araladığı perde.
Aidiyetin inkâr edilemez gerçeği.
Göç vakti geldiyse yeryüzünden,
şubat soğuğunda, sessiz ve derin…
Ne hikâyeler taşır kim bilir heybesinde:
yarım kalmış çırpınışları,
oradan oraya savrulan hayatları
Ve yaşanmamışlıkları.
Kulağımda kalan son sedası
Kanadımda yankılanan sesi…
Büşra KAFTAN
Ağrı
