BİR BEN VAR BENDEN İÇERİ
Modern dünyada bize durmaksızın fısıldanan bir yalan var: Mutlu olmak zorundasın. Hata payı olmayan ilişkiler, kusursuz görünüşler, başarıyla taçlandırılmış hayatlar ve hiç bitmeyen bir huzur hâli… Sosyal medya vitrinlerinde sergilenen bu “mükemmel” yaşamlar; insan olmanın kırılgan,eksik ve çelişkili doğasını ustalıkla gizliyor. Oysa gerçek şu ki aslında hiç kimse kusursuz değil. Biz sadece insanların masalsı hayatlarından paylaştıkları en güzel anları, yani madalyonun sadece görünen yüzünü tecrübe ediyoruz. O güzel karenin hemen öncesinde yaşanmış kavgayı, kaybı, mutsuzluğu, kalp kırıklığını, yapılan diyetleri, içilen ilaçları, harcanan paraları veya bir yatakta battaniye altında ağlayan gözleri göremiyoruz; çünkü bize pazarlanan vitrinde bunlar yok, herkes bu hayatta mutlu olmak zorundaymış gibi bir algı her yanımızı sarmış durumda. Tek amacımızın haz alarak mutlu bir hayat yaşamak olduğu bu dünyada, insankendine sormadan edemiyor: Peki, gerçekten böyle mi olmalı?
Yıllarca içimdeki çocukla sohbet ettim ve ona hep sordum: “Neden sevilmedin? Neden değer görmedin? Neden bu kadar incittiler seni? Sen bunları hak edecek ne yaptın? Daha farklı seçimler yapsan olmaz mıydı? Farklı bir okul okusaydın, farklı bir işi tercih etseydin nasıl olurdu? Neden bırakamıyorsun, neden vazgeçemiyorsun? Neden susuyorsun ve neden elindekiyle mutlu olamıyorsun? Neden diğer insanlar gibi sıkıntısız bir hayatın yok?” Bu sorularla onu sabahlara kadar sürecek ağır bir sorguya çektim.
Sonra bir gün, yine böyle bir sorgu anında durdum ve ona baktım. Gözlerinin içine; oradaki korkmuş, değersiz, yalnız hissetmiş ve anlaşılamamış çocuğun derinlerine baktım. O ana kadar ona, elinde olmayan mutluluğun hesabını sorarak aslında diğerlerinden farklı olmadığımı anladım.
O an büyük bir şefkatle kollarımı açtım ve ona sımsıkı sarıldım. Başını göğsüme yaslayıp saçlarını okşadım. Onunla birlikte hissettiği bütün o “olumsuz” duyguların da varlığını kabul ettim ve onlara yüreğimde kocaman bir kucak açtım. Çünkü bir insan olarak aynı anda birden fazla duyguyu yaşamak mümkündür. Kimse sadece mutlu olamaz;acıyı, hüznü ve yalnızlığı yaşatan duygulara da yüreğimizde yer açabilmeliyiz. Evet, üzülmüş, kırılmış, yalnız, çaresiz, öfkeli veya kıskanç olabiliriz. Bunlar insanın yaratılışında olan doğal duygulardır. Bu duyguları reddetmek yerine varlığını kabul edip kendimize bu duyguları yaşamak için fırsat vermek bizi eksiltmez, aksine bir insan olarak bu hayatta gerçekten yaşadığımızı hissettirir.
Artık ‘mış gibi’ yaşamayız; hissederek tüm benliğimizle yaşarız. İçimizde var olan manevi varlığımızı ve o gizilgücü keşfederiz. Unutmamak gerekir ki bu güç, ancak zorlu duygular hissedilince kendini ortaya çıkarır. Duygularımızı yok sayınca içimizde hiç büyümeyen ürkek bir çocuk kalıyor. O çocuk, geçmişte yaşadığı hüzünle elindeki uyku oyuncağı ve battaniyesiyle yüreğimizi tavaf edip duruyor. Biz onu sorguya çektikçe korkudan zincirlerini kıramıyor ve gerçek benliğiyle bir türlü tanışamıyor.
Ne zaman ki hissetmekten kaçındığımız duygulara razı olursak gerçek benliğiyle işte o zaman tanışıyor ve şöyle diyor:
“Ben varım, var olduğum için hissediyorum, hissettiğim için yaşıyorum.”
Ve böylece yaşanmış bir ömrün sonunda kurulabilecek en anlamlı cümle kalıyor geriye:
“Bir dünya vardı ve ben orada gerçekten yaşadım.”
Esra ÖZDEMİR
Bursa
