KUŞ SESLERİYLE BÜYÜYEN ÇOCUKLARDIK
Eposta :

KUŞ SESLERİYLE BÜYÜYEN ÇOCUKLARDIK

Yokluğun çocuklarıydık ama yoksul değildik. Ailemiz, köyümüz ve okulumuz zengindi. Dostlarımız, soframız ve oyunlarımız da öyleydi. Ama her şeyden önce gönlümüz zengindi. Mahalle ve sokaklarımız cıvıl cıvıldı çünkü kuş seslerine karışan çocuk sesleri vardı ve biz vardık.

Mevsim değiştikçe oyunlarımız da değişirdi. Her koşulda kendimize yeni bir oyun alanı bulurduk. Satın alınmış oyuncaklarımız yoktu ama eksikliğini hiç hissetmezdik. Oyuncaklarımızı elimizle yapar, büyüklerden öğrendiğimiz oyunları coşkuyla zenginleştirirdik.

Oyuna başlamak, apayrı bir oyundu. Ebenin kim olacağını belirlemek için sayışmacalar, tekerlemeler, adımlamalar, çizgiye en yakın atışlar yapılırdı. “Ooo piti piti…”, “Portakalı soydum…”, “Yağ satarım bal satarım…” gibi tekerlemeler hem dilimizi geliştirir hem oyuna neşe katardı.

Grupları belirlemek için adımlama yapılır, “Aldım, verdim, ben seni yendim…” diyerek birbirine adım adım yaklaşan iki oyuncudan hangisi rakibinin ayağına önce ulaştıysa ilk seçme hakkını alırdı. “Yaş-kuru”da taşın ıslak ya da kuru yüzü tahmin edilirdi. Hangi yöntem seçilirse seçilsin herkes sonuca razı olur, oyun başlardı.

Satın alınmış oyuncakların yerini çoğu zaman bir sopa alırdı; bazen at olurdu o sopa, bazen kılıç, bazen de çelik-çomak… Kibrit kâğıtlarıyla daireden çıkarmaca, duvardan atmaca, ters-yüz oynar; çeşit çeşit gazoz kapaklarıyla üç vuruş çizgi oyunu kurardık. Plastik top bulduğumuzda mahalle maçları yapılır, istop ve yakan top oynanır; patlayan toplar özenle yamalanırdı. Hasarlı toplar bile dokuz taş oyununda başrol olurdu.

Mendiller bazen oyuncak, bazen şapka, kimi zaman kurbağa, kimi zaman paraşüt olurdu.“Yağ satarım bal satarım”, “Körebe”, “Mendil kapmaca” gibi oyunların da başrolüydü. Seksek, beştaş, saklambaç, güvercin taklası, birdirbir… Hepsi dostluğu, dayanışmayı ve çevikliği öğretirdi. “Kulaktan kulağa” oyununda fısıldanan sözün nasıl değiştiğini görünce kahkahalara boğulurdu herkes. Köşe kapmaca ise hız ve dikkat isterdi.

Origami kelimesini bilmezdik belki ama kâğıttan gemi, uçak, yelpaze, rüzgârgülü yapar; kendi oyunlarımızı tasarlardık. Küçük bir tahtayı çivilerle futbol sahasına dönüştürür, cevizle gol atma yarışı yapardık.

Sonbaharın nemli toprağında çiviyle oynanan “Pes!” oyunu ustalık ve strateji isterdi. Topaç çevirmeler, kutu kutu pense, ip atlamalar… Hepsi çocukluk bağlarımızı kuvvetlendiren oyunlardı.

Sokaklar, caddeler, parklar bizimdi. Şimdi ise boş ve sessiz.
Oyunlarımız öksüz, kuş cıvıltıları kısık, çocuk sesleri kayıp.

Sahi… Nereye gitti kuşlar ve bu çocuklar?

Mehmet DÜMEN-Amasya