KUBBE-İ HADRA’NIN ALTINDA BİR ŞEHİR: KONYA
Eposta :

KUBBE-İ HADRA’NIN ALTINDA BİR ŞEHİR: KONYA

Konya geniş bir coğrafyaya uzanır. Haritadan bakınca sanki başını doğuya uzatmış bir kuşa benzer. Otuz bir ilçesini gezdiğinizde Anadolu’nun tüm doğal ve beşerî güzelliklerini âdeta bu şehre dağıttığını zannedersiniz. Denize kıyısı yoktur; fakat bir anda uçsuz bucaksız Beyşehir Gölü büyüler sizi. Bir bakarsınız Türkiye’nin tek çölü olan Karapınar Çölü’nde bulursunuz kendinizi. Bazı ilçeler düz ovalarla kaplıyken bazıları geniş dağlarıyla bambaşka bir fiziki yapıya sahiptir. Kilistra Antik Kenti, Kapadokya’yı andıran mimarisiyle karşınıza çıkar. Ereğli ilçesindeki Hitit kabartmaları, insanın tarih boyunca doğa üzerinde kurduğu hâkimiyetin izlerini taşır. Karapınar’daki “Dünyanın nazar boncuğu” Meke Gölü’nde, doğanın asırlık dokusunu ve bozkırın büyüsünü hissedersiniz. Hadim Göksu’da ise şelalenin su sesi içinde kaybolur, doğanın huzuruna teslim olursunuz. Sille Mahallesi’nde çay içerken Konya’nın yerel sanatçılarından Kör Ahmet’in uzun havasına eşlik eder, ardından “Konyalım yürü” şarkısını söylemeye başlarsınız.

Caddelerinde gezen insanların yolun ortasında yürüdüğü, sokakta tanıdık kişilerin birbirini görünce ‘Nöşgörün?’ dediği, seyahat edenlerin bir ucundan girip diğer ucuna uzanan yol boyunca bozkırın sonsuzluğunu hissettiği yerdir Konya. Roma, Selçuklu, Karaman Beyliği ve Osmanlı gibi medeniyetlere ev sahipliği yapan bu şehirde, kendinizi adeta kültürlerin kesiştiği bir kavşakta bulursunuz. Tarihi dokusuyla kervansarayları, medreseleri ve camileri sizi geçmişe götürür. “Hadi biraz da bütün insanlığın hoşgörü elçisi Mevlana’yı ziyaret edelim.” diyerek koşar adımlarla türbeye yönelirsiniz. Şehrin hemen girişinden itibaren kendini gösteren ve “Kubbe-i Hadra” olarak bilinen yapı, Mevlana’nın türbesinin bulunduğu Konya’nın ikonik bir simgesidir. Müze çevresindeki bütün dükkânlarda bu kubbenin minyatürlerini görürsünüz. Mevlana şehirle öylesine özdeşleşmiştir ki Mevlana şekerinden Mevlana pidesine kadar adını şehrin her yerinde duyabilirsiniz.

Türbenin olduğu alana vardığınızda turistler karşılar sizi. Sanki şehrin bin yıllık ziyaretçileri gibidirler. Turist otobüsleri, özellikle Uzak Doğu’dan gelen kafilelerle sürekli dolup taşar. O zaman anlarsınız ki Mevlana, sadece Konya’yı değil tüm insanlığı kucaklar. O, yaşadığı çağın çok ötesine seslenmiş; hoşgörüyü ve sevgiyi insanlığa miras bırakmıştır. Söylediği güzel sözlerden en az birini bugün mutlaka duyar ya da cam çerçevelerde asılı duran yedi öğüdünü okuruz. “Mevlana Hazretlerine bir dua edelim.” dediğinizde ise içeriden gelen ney sesi insanın ruhuna dokunur. O anda Mevlana’dan bir beyit gönlünüzde yankılanır: “Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir. Lakin canı görmek için kimseye izin yok.” Bu sözlerle yüreğinizde ilahi bir aşk hâli doğar.

Biraz ileride şehrin göbeğinde yer alan, Selçuklu sultanlarının mezarlarının bulunduğu Alaaddin Camii ve mesire alanı Alaaddin Tepesi karşılar sizi. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde üzerine köşk yapılan, Konya’nın simgelerinden olan bu tepenin etrafında bir tramvay hattı dolaşır. Tepenin hemen batısında yer alan İnce Minareli Medrese ise Selçuklu mimarisinin ihtişamını gözler önüne serer.

Kadim bir şehir olan Konya, ev sahipliği yaptığı her medeniyetin kültürünü geleceğe taşımayı başarmıştır. Şehri gezerken özellikle Anadolu Selçuklularının izleriyle sık sık karşılaşırsınız. Konya’da köklü bir geçmişe sahip Selçuk Üniversitesinin adı bu anlamlı mirası taşırken armasındaki çift başlı kartal figürü de Selçuklu Devleti’nin nişanesi niteliğindedir. Yine bazı restoranlarda “diş kirası” geleneği veya Selçuklu mutfağına özgü yemekler, bu kültürün hâlâ yaşadığını gösterir.

Konya mutfağı ise başlı başına bir mirastır. Konya düğünlerinin vazgeçilmezi bamya çorbası önce garipsenir ama tadına bakıldıktan sonra unutulmazlar arasına girer. Şehrin tarihi fırınlarında pişen yağ somunu damakta enfes bir tat bırakır. Fakat Konya’nın asıl simgesi etli ekmektir. İncecik açılan hamurun üzerine konan kıyma, odun ateşinde gevrek hâle gelince sofraya bir ziyafet olarak gelir.

Peki Konya’nın insanı nasıldır? Önce konuşmalarındaki farklı ve sevimli ağız dikkat çeker. Sokakta yürürken insanların konuşmaları kulağınıza çalınır; Konyalıların kendine has, doğal ve renkli bir şivesi vardır. Küçüğünden büyüğüne herkesin dilinden düşmeyen “Nörün?”, “Neşgörün?”, “Nöğürdün?” gibi soru kalıpları sıkça duyulur. Bazen yaşlı bir amcanın “Hava acımış guzum.” sözleri aklınıza kazınır ve ne demek istediğini merak edersiniz.

İşte böyledir Konya. Yüz ölçümü büyük bir kentin bozkırında, kültürüyle, sanatıyla, tarihiyle, insanıyla ve doğasıyla Kubbe-i Hadra’nın gölgesinde güzel bir şehir çıkar karşınıza. Ülkemizden olduğu kadar dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlayan bu şehirde, insan kendi maneviyatını arar. O maneviyat ki bu şehrin geçmişinde saklıdır. Anadolu’nun ortasından tüm insanlığı kucaklayan bu şehirden ayrılırken gözünüze yine Kubbe-i Hadra ilişir. “Gel, ne olursan ol yine gel.” diyerek seslenir gidenlerin ardından.

Abdullah AYDEMİR-Konya