KAPI EŞİĞİNDE TÜMCELER
“Kapı açıldığında her şey bir anda oldu olacak sandım. Oysa bu hanın iki kapılı olduğunu unutmuştum.”
Kapı dediğin nedir ki; iki menteşe, bir tokmak. Aslında bundan çok daha fazlası. Kapı ayrılıktır, buluşmaktır, gidememektir, geri dönememektir. İnsan hayatı da biraz kapı gibidir. Bir yere girer, bir yerden çıkarsın. Açılır, kapanır, bekletir, uğurlar, karşılar. Her kapının ardında bir hikâye, her hikâyenin ardında başka bir kapı vardır.
Bizde “kapı” sözü derindir. “Kapısına varmak”, “kapısından kovmak”, “kapı gibi adam”, “devlet kapısı” deriz. Her biri ayrı bir anlam taşır. Kapı bazen umut olur, bazen çaresizlik. Kimi zaman yüzüne kapanır, kimi zaman seni sabırla bekler.
Anadolu’da birinin kapısını çalmak, içeri adım atmanın ötesinde “sığınmak” ve “güvenmek”tir. Eskiden misafir geldiğinde “Kapımız herkese açık.” denirdi. Bu söz, gönül coğrafyasının kapılarını tüm iklimlere açmak demekti. Çünkü Türk insanı için kapı, gönlün aynasıdır. Gönül açıksa kapı da açıktır. Kapı, ecdadın saklı mirasıdır.
Bir de “kapı eşiği” vardır. Ne içeri tamamen dahilsindir ne dışarıdasın. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi: “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında.” Hayatın dönüm noktaları da o eşiğe benzer. Bir adım atarsın, her şey değişir. Belki bir başlangıç, belki de bir veda.
“Bir kapı kapanırsa bir diğeri açılır.” sözü de bizim umudumuzdur. Kapanan her kapı, başka bir yolun işaretidir.
“Devlet kapısı” da böyledir. Düzenin, adaletin, ekmeğin kapısıdır. Oraya varmak, içeri girmek, kapılanmak edeple olur.
Bugün modern hayat kapıları yalnızca korumak için varmış gibi gösterse de anlamı hâlâ aynıdır. Kapı çaldığında içimizde bir merak, bir sevinç, bir telaş uyanır. Çünkü kapı çalmak, birinin seni araması, bir şeyin seni bulması demektir.
Bazısı sınır çizer, bazısı umut açar. Kimi zaman gidenin ardında gıcırdayan bir sızı, kimi zaman gelene ardına kadar açılan bir merhaba olur.
Okula giden çocuğunu “Allah zihin açıklığı versin.” diye uğurlayan annenin eli de bir kapıdır. Asker uğurlarken öpülüp koklanan eş, gelin ettiği kızını eşiğinden izleyip içinden dua eden baba da öyledir.
Eller semaya açıldığında Mevlânâ’nın “Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil. Ne zaman açılır bilinmez, yeter ki o kapıda durmayı bil.” diyen sesi gelir içimize.
Sonuç olarak kapı, bir girişten çok daha fazlasıdır; bir başlangıcın, bir umudun, bir duanın mekânıdır. Açılan her kapı yeni bir hayata adım olur. Gönül mülkünüzün kapısının daima açık olmasını dilerim.
Murat GÜNALTIN-Antalya
