GERİ DÖNÜŞÜMDEN MELODİLER YÜKSELİYOR
Eposta :

GERİ DÖNÜŞÜMDEN MELODİLER YÜKSELİYOR

Kültür ve Turizm Bakanlığı çimon yapım sanatçısıyım. Hikâyem, çocukluğumun orman kokan günlerine uzanır. Annem, ormanda bulduğu ağaç parçalarını eline alır, onları birer çalgıya dönüştürürdü. O sesler, nefesler, ritimler… Müzik o günlerden itibaren benim için bir ilgi alanı değil, yaşamımın omurgası hâline geldi. Yıllar içinde eğitim aldım, farklı ustaların kapısını çaldım ama müzikle kurduğum bağ hiç değişmedi: Beni dönüştüren bir nefes, beni iyileştiren bir ses oldu.

Bugün Ankara Güzel Sanatlar Lisesinde müzik öğretmeni olarak görev yapıyorum. Aynı zamanda gövdesi kamıştan, ucu sığır boynuzundan yapılan ve artık çok az bilinen bir nefesli çalgı olan çimonun yapım ustalığını sürdürüyorum. Yaklaşık on sekiz yıldır Anadolu’yu karış karış geziyorum; neredeyse gitmediğim köy kalmadı. Amacım, unutulmuş, ustası kalmamış, sesi kesilmiş nefesli ve vurmalı çalgıları yeniden gün yüzüne çıkarmak. Bu yolculuk sırasında TRT Türkü’de “Dünden Bugüne Sazlarımız” adlı yirmi beş bölümlük bir program hazırladım ve bugün itibarıyla yüz yirmiye yakın geleneksel çalgıyı derleyip kayıt altına aldım.

Kültürümüze ait bu çalgıları yaşatırken, bir yandan da “Sıfır Atık” kültürünü müzikle buluşturan çalışmalar yürütüyorum. Teneke kutular, plastik kaplar, un eleği, pipet… Çoğu insanın “çöp” diye attığı bu malzemeler, benim atölyemde birer çalgıya dönüşüyor. Salça tenekesinden rıbaba, tenekeden perdeli rebap, ağaç kabuklarından nefir ve kaval, lahmacun küreğinden bağlama, bağırsaktan çalgı teli, pipetlerden kaval ve çam düdüğü benzeri nefesli çalgılar üretiyorum. Bu çalışmalarla Erzurum Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Sıfır Atık Yarışması’nda birincilik kazandım; ancak benim için asıl değerli olan, öğrencilerimin gözünde atıkların bir “değere” dönüşmesini görmek.

Atıkların doğada yok olmasını beklemek yerine onları müziğe dönüştürmeyi bir sorumluluk olarak görüyorum. Hem kültürümüze hem doğaya sahip çıkmak istiyorum. Öğrencilerime ve çocuklara hep şunu söylüyorum: “Her malzemenin bir sesi vardır; yeter ki ona kulak vermeyi bilelim.” Bu yolculukta en büyük destekçim, çocukluğumdaki gibi yine ailem oldu. Her zaman yanımda durdular, bana inandılar. Onların desteği sayesinde bugün hem kültürümüzün kaybolan çalgılarını yaşatıyor hem de geri dönüşümün gücünü müzikle anlatmaya devam ediyorum.

Anadolu’nun herhangi bir köşesinde, bir evin tavan arasında, bir ustanın artık açılmayan kapısında ya da bir çocuğun hayal gücünde sesi unutulmuş bir çalgı hâlâ nefes almaya çalışıyor olabilir. Ben, o sesleri buldukça yeniden canlandırmaya; öğrencilerimle, çocuklarla ve yeni kuşaklarla paylaşmaya devam edeceğim. Çünkü bir çalgının sesi yalnızca bir melodi değildir; bir milletin hafızasıdır, doğanın fısıltısıdır, ustaların elinden geleceğe bırakılmış bir emanettir. Benim işim, bu emaneti taşımaktır. Ve biliyorum ki bir gün, bugün “çöp” denilen bir kutudan yükselen bir melodi; hem kültürümüze hem doğamıza sahip çıkmanın en güçlü sembollerinden biri olacak. Müzik, kültürümüze, toprağımıza ve çocuklarımıza miras kalacak.

 Emrah KAYA-Ankara