“BİZİM YUNUS” AYNASINDAN BAKMAK
Sorun bakalım, buğday mı ister, himmet mi?
Tarihî kişiliği menkıbelerle iç içe anlatılan Yunus Emre, tasavvuf edebiyatı sahasında nevi şahsına münhasır büyüğümüzdür. ‘’Yunus’’ adının, kültürümüzü tanıyıp seven herkes için mutlaka karşılığı vardır. Şiirlerinde, her devrin okuyucusu / dinleyicisi kendini etkileyecek husus bulmuştur ve bulmaya devam edecektir. Onu çağlar üstü kılan özelliğinin menbaı Türkçenin ak sütü olan şiirlerinin gizemindedir. Günümüz bakışıyla Yunus’u anlamaya gayretimizde eksik kalan hususların başında kendimizi arama arzumuzun ve uğraşımızın yarım kalmışlığı söz konusudur. Yunus’u çağdaşlarından ayıran ve her çağa hitap eden ses hâline getiren sırlardan biri de ondaki edebiyat ve edep kaygısı arasındaki ince çizgideki duruşudur. Bu hâl günümüz kalemlerinin çoğunun sahip olması gereken ve özenilen /özlenen bir hassasiyettir. Modern edebiyatın imgeci tutkusu, gelenek görenekten azade çabası söylemin kuru kalmasına, heyecan ve aşkın söyleyişin derinliğini kaybetmesine, üslûbun akıcılığını yitirmesine neden olmaktadır.
Yunus’ta bu husus kemale erdiğinde; insanlığı ilâhî aşka, kardeşliğe, merhamete, şefkate davet edişi ve insan olmanın, kendini bilmenin, Hakk’a ulaşma yollarını anlatması her asır muhatabında karşılık bulmuştur. Yunus, inanç ve ilimle beslenen, kendine has üslubuyla söylemiş olduğu şiirlerinde varlık, bilgi, aşk, ahlâk ve insanla ilgili felsefi görüşler ileri sürmüştür. Onu anlama gayretiyle çıkılan yolculukta heybemizde bu mücevherattan hazineler bulundurmamız lazım ki gönlümüzü mutmain kılabilelim ve o munis, teslim gönle doğru yol almasını sağlayabilelim. Halkın ve Hakk’ın şairi/yazarı olmayı başardığımız vakit Yunus’u anlama yolunda yolcu olmayı hak etmişiz demektir.
Her zaman okunup anlaşılmasında Türkçeyi güzel kullanmasının büyük rolü vardır. Tasavvuf ağırlıklı, yükte hafif, pahada ağır sözler sarf etmesine rağmen ''Yaratılanı sevdik, yaratandan ötürü.'' dedirten hoşgörüsüyle her asırda her gönle dokunmayı başarabilmiştir. O, milletimizin değerlerini yansıtan büyük bir sanatçıdır. Geçmişteki kültürümüzün izleri görülür sedasında. Yunus üslubunda fazlasıyla halk zevkine yakınlık ve derin lirizm görülür. Bu nedenle, halkın içinde yüzyıllar boyunca yaşayagelmiştir. Her şeyden önce Yunus, sözün gücünü, kudretini iyi kavramıştır: Yaratılanı severiz...
Vicdan sahibi olmanın önemini, kardeşliği, mütevazı olmayı, Anadolu'yu gezerek insanlara anlatmış, onları iyi şekilde etkilemiş, halkını doğru yola yönlendirerek onlara toplumsal bir hizmette bulunmuştur. Örnek hassasiyetler günümüz şair ve yazarlar için de çokça ihtiyaç duyulan gerçekliklerdir. Yunus, Anadolu halkında maneviyat duygusunun oluşmasını sağlayan düşüncelerinde genel olarak İslam’ı rehber aldığından insanlığa bakışı eşittir. Hiçbir insanı birbirinden ayırmaz ve yekdiğerinden üstün görmez. Bundan Yaratan’dan dolayı yaratılanı beklentisiz ve hesapsız sevmektedir. Bizler de bu temel dinamiklerle söz kalelerimizi temellendirmeliyiz. Zamanı geldiğinde bunun ötesine geçerek kal’dan sıyrılıp hâl’dan anlayan esvaba bürünebilmeliyiz. ‘’Sorun bakalım, buğday mı ister, himmet mi?” sorusunu kendimize sormuş kabul ederek bu yüce söyleme gönlümüzü muhatap kılacak esenliğe sahip olmalıyız. Yunus Emre’yi ‘Bizim Yunus’ şuuruyla anlamaya ve onun irfanını yaşatan bir yürüyüşün öznesi olmaya çabalamalıyız.
Mustafa IŞIK-Kahramanmaraş
