İnsan Biriktirmek Mi?
Eposta :

İnsan Biriktirmek Mi?

Çocukken kutularımız vardı. İçlerinde deniz kabukları, renkli taşlar ve peçeteler, bilyeler, kartpostallar ya da küçük notlar saklardık. Her birinin bizim için ayrı bir hikâyesi vardı. Büyüdük. Kutular değişti; fakat biriktirme alışkanlığımız değişmedi. Kimimiz anı biriktirdi,  kimimiz fotoğraf, kimimiz kelime... Fakat bunların en değerlisi insan biriktirmekti.

Çünkü dönüp hayatımıza baktığımızda bizi biz yapan şeylerin büyük kısmının insanlar olduğunu görüyoruz. Bir öğretmen, bir dost, bir komşu, bir yol arkadaşı ya da yolumuzun kesiştiği bir yabancı…

Yıllar sonra bir şarkı duyuyoruz ya da burnumuza bir koku geliyor. Bir sokaktan geçiyoruz ve birileri geliyor aklımıza. Hissettiklerimizi unutamıyoruz. İşte bu yüzden bazı insanlar, yıllar geçse de hissettirdikleriyle içimizde yaşamaya devam ediyor.

Zaman geçtikçe ve yaş aldıkça başka bir gerçeği daha fark ediyoruz. Hayatımıza giren insanlar yalnızca anılar bırakmıyor; bizi dönüştürüyor, şekillendiriyor ve eksiklerimizi gösteriyor. Bazen yaralarımızı sarıp bazen de bizi yaralarımızla yüzleştiriyorlar. Kimi sabrı öğretiyor, kimi cesareti; kimi affetmeyi, kimi vazgeçmeyi, kimi ise yeniden başlamayı.

Bugün sahip olduğumuz bakış açısında, verdiğimiz kararlarda, kurduğumuz hayallerde ve taşıdığımız değerlerde sayısız insanın izi var. Farkında olsak da olmasak da biraz annemizin duası, biraz babamızın emeğiyiz. Biraz öğretmenimizin inancı, biraz dostlarımızın desteğiyiz; küçük ama kıymetli izleriz.

Ben artık tesadüflere eskisi kadar inanamıyorum. Çünkü bazı karşılaşmaların bir anlamı olduğuna inanıyorum. Tam yorulduğumuz anda karşımıza bir insan çıkıyor. Tam vazgeçecekken bir cümle duyuyoruz. Yıllar sonra dönüp baktığımızda çoğu tanışıklık için “iyi ki” diyoruz.

Sanki hayat, ihtiyacımız olan insanları tam zamanında çıkarıyor karşımıza. Belki de onların görevi yalnızca bir kapıyı aralamak. Sadece bir cümle söylemek ya da yalnızca bir umut olmak, bize kendimizi hatırlatmak. Sonra yollar ayrılıyor, izler kalıyor.

Bu durum, deniz kıyısında yürürken geride bıraktığımız ayak izlerine benziyor. Dalgalar geliyor, izlerin silindiğini zannediyoruz. Oysa deniz onları kendine katıyor. İnsan da biraz böyle. Karşılaştığı herkesten bir parça alıp farkında olmadan yoluna o parçalarla devam ediyor.

Çünkü temas etmek başka bir şey, dokunmak başka bir şey, iz bırakmak ise bambaşka bir şey. İnsan, başka insanların hayatında bıraktıkları iz kadar yaşıyor.

Bir gün, yıllar sonra bir bankta oturduğunuzu düşünün. Saçlarınıza aklar düşmüş, mevsimler geçmiş, yollar yürünmüştür. Peki elinizde ne kaldı? Belki birkaç fotoğraf, belki birkaç mektup, belki birkaç eşya… Hayır, elinizde en çok size inanan, size yol gösteren, dualarınızda yer verdiğiniz ve kalbinizde taşıdığınız insanlar kalacak.

Bu yüzden insan biriktirmek ve onlarda güzel izler bırakabilmek güzel. Çünkü gün gelir; isimler unutulur, ünvanlar silinir, makamlar değişir. Fakat bir kalbe dokunmuşsanız, bir insanın yoluna küçücük de olsa ışık olmuşsanız, sizden geriye mutlaka bir şey kalır. Bir tebessüm, belki bir dua, belki de yıllar sonra bile hatırlanacak güzel bir his. Ömrün özeti de bu değil mi?

Didem ÖZKAN

Manisa