Bir Köy, Bir Okul, Bir İmece
Eposta :

Bir Köy, Bir Okul, Bir İmece

Gün batımını karşısına almış, tepenin üzerinde öylece dimdik duruyordu. Uzak köylerden yükselen ince dumanlar akşam göğüne karışıyor, vadinin bazı noktalarında gaz lambalarının cılız ışıkları seçilmeye başlıyordu. Olduğu yerden kuş sesleriyle çekiç seslerinin birbirine karıştığını duyuyor ve bunları ayırt etmeye çalışıyordu.

Erhan hâlâ arkadaşlarını bulamamıştı. Öğle ezanına yakın bir vakitten beri çekiç seslerini takip etmiş ve nihayet buraya ulaşabilmişti. Arada bir ustaları Mesut, Bülent ve Murat’ın isimlerini bağırıyor ama karşılığında sadece kendi sesinin yankısı cevap veriyordu. Onu ormanın başında bırakan şoföre, akşam gelip kendisini almasını bile söylememişti; arkadaşlarını bulacağından emindi. Karanlık, ovanın üzerini örtüp ağaçların arasına yayıldığında, geceyi ormanda geçirmenin bütün bilinmezliğiyle baş başa kalacaktı. En iyisi, geceyi geçirebileceği bir köy bulmasıydı.

Kayalığın üzerinden ayrılıp ormanın içine geri döndü. Ormanın üst kısmında bir köy olmalıydı; çünkü elindeki elektrik hat planında, bulunduğu bölgeye de elektrik direkleri dikileceği işaretlenmişti. Hatta yürüdüğü yol boyunca ağaçların tomruklar hâlinde yol kenarına istiflendiğini fark etti. Bu açıklık, elektrik hattının buradan geçeceğini gösteriyordu. Arkadaşları yakında olmalıydı ama bir türlü rastlayamamıştı onlara. Kulağına artık çekiç sesleri de gelmiyordu. Yolu izleyerek ormanın sonunda bir ev gördü. Bu, köyün varlığına dair bir işaret olabilirdi.

Ahşap binanın kapısının önüne kadar geldi. Uzaktan ev olarak gördüğü binanın, kütüklerin birbirine geçmesiyle yapılmış bir okul olduğunu ancak üzerindeki tabelayı okuduğunda anlayabildi. Simsiyah bir tahtanın üzerinde, beyaz harflerle “Koruköy İlkokulu” yazıyordu. Okul, birkaç tane kütük evden oluşmaktaydı. Hepsi birbirine yapışıkmış gibi duran bu yapıların sonuncusunun penceresinden, içeride bir mum yandığı anlaşılıyordu. Işık, evin içinde hareket ediyordu. Erhan, bu dalgalanan ışığı evindeki gaz lambasına benzetti; fakat oradaki ışık sabitti, burada ise sanki odanın içinde biri dolaşıyordu. Arada bir önünden bir sinek ya da arı geçerse, ışık hayvanın hareketiyle odaya dağılıyor, sonra tekrar toplanıyordu.

Mum ışığının dalgalandığı okulun tokmağını iki kere tıklatıp birkaç adım geri çekildi. Mum ışığı içeride yeniden hareketlendi. Sonra kapının arkasından bir ses geldi:

— Kim o?

— Ben elektrik idaresinden geliyorum. Mühendis Erhan, dedi genç adam.

Kapı yavaşça açıldı. Yirmili yaşlarının başlarında bir adam kapının eşiğinde duruyordu.

— Buyurun içeriye, dışarıda kaldınız, dedi adam.

Öğretmen elindeki mumla önden yürüdü; Erhan da onun ardından girişin hemen yanındaki odaya geçti. Adam, elindeki mumu odanın pencere tarafında bulunan masanın üzerine bıraktı. Mumun alevi, camın arasından sızan rüzgârla dalgalanıyordu.

— Hoş geldiniz köyümüze, dedi öğretmen.

Erhan gülümsedi ve selamlaştı:

— Arkadaşlarımı arıyordum. Bugün bu bölgede elektrik hattı için direk dikeceklerdi.

Öğretmen, yanındaki sürahiden bardağa koyu renkli bir içecek doldurup Erhan’a uzattı.

— Ekşi bunun adı. Doğaldır, bu köyde yetişen meyvelerden yapıyorlar, dedi ve ardından ekledi:

— Elektrik idaresinden gelen ustalar sabah buradaydılar. Şimdi aşağı köydeki hatta bulunan direkleri dikiyorlar.

— Köye çok yakın bir yerden çekiç sesleri duymuştum. Demek ki yanılmışım, dedi Erhan.

— O çekiç sesleri, köyün muhtarı ve azalarla birlikte çalışırken çıkardığımız seslerdi. Biz de elektrik bir an önce köyümüze ulaşsın diye köylüyle birlikte imece usulü çalışıyoruz. Köyün içindeki iki direği bugün dikebildik.

Erhan şaşırmıştı.

— Siz nereden öğrendiniz bunları? Siz öğretmen değil misiniz?

— Evet, öğretmenim, dedi gülümseyerek. Ama burada sadece ders anlatmıyoruz. Bazen marangoz oluyoruz, bazen sıvacı, bazen de köylünün ihtiyaç duyduğu bir işin ucundan tutuyoruz.

Erhan merakla etrafına baktı.

— Peki, okul neden köyün bu kadar dışında?

Öğretmen pencereye yöneldi. Mum ışığı yüzünü aydınlatırken avlunun karanlığına baktı.

— Ben de ilk geldiğimde aynı soruyu sordum. Bu okul yıllar önce yapılmış. O zaman köy daha aşağıdaymış. Zamanla insanlar yer değiştirmiş ama okul yerinde kalmış. Muhtarla konuştuk. Yeni bir çözüm geliştirdik. Okulu taşımıyoruz. Ama okulun çevresini bir yaşam alanına dönüştürüyoruz. Küçük bir kütüphane, çok amaçlı bir köy odası ve top sahasıyla birlikte burası artık tüm köyün buluşma noktası olacak.

Bir an durdu.

— Köylüler gün içinde buraya daha çok gelecek. Çocuklar için etüt, büyükler için okuma yazma kursları...

Erhan dışarı baktı. Az önce sıradan görünen yapı, şimdi merkezleşen bir hayatın çekirdeği gibi görünüyordu.

— Yani... okul yerinde duruyor ama köy ona doğru büyüyor.

Öğretmen başını salladı.

Erhan’ın sesi daha yumuşaktı:

— Köy okula yaklaşmış olur...

Öğretmen gülümsedi.

— Biliyor musunuz, bu yıl seracılığı da öğreteceğim onlara. Kışın da sebze yiyebilecek köylü. İstanbul’daki bir tanıdığıma sera naylonu göndermesi için mektup yazdım bile, dedi öğretmen büyük bir heyecanla.

Erhan duyduklarına şaşırmaya devam ediyordu. Daha yirmili yaşlarının ortasındaki bu genç adam, yalnızca çocukların değil, köyün geleceğinin de şekillenmesine katkı sağlayacak çalışmalar yürütüyordu.

Onlar böyle derin bir sohbete dalmışken kapı aniden çalındı.

— Kim o? diye seslendi öğretmen.

Dışarıdaki ses tok ve yorgundu:

— Ben elektrik idaresinden geliyorum.

Bu sefer kapıyı açmaya ikisi birden, öğretmen ve Erhan gitti. Kapıyı aralayan öğretmen, gecenin karanlığına doğru gülümsedi:

— Hoş geldiniz. Dışarıda kaldınız, içeri buyurmaz mısınız?

Murat Usta yorgun ama minnettar bir sesle karşılık verdi:

— Öğretmenim, teşekkür ederim. Siz de işlerinizi bitirmişsiniz, direkler dikilmiş. Ellerinize, emeğinize sağlık.

Bu sırada öğretmenin omzunun üzerinden Mühendis Erhan’ın yüzü belirdi. Murat Usta şaşkınlıkla gülümsedi:

— Mühendis Bey! Biz de seni aramaya, almaya gelmiştik. Şehre geri dönüyoruz.

Erhan yarım günden fazla zamanı ormanda kendi yolunu arayarak geçirmişti. Oysa aynı saatlerde, o küçücük okulda genç bir öğretmen, çocukların ve köylülerin hayatına dokunacak çalışmaları sessizce büyütüyordu. Belki yıllar sonra bu köye gelenler, elektrik direklerini, seraları ya da yeni yapılan yapıları göreceklerdi. Ama bütün bunların ardında, bir mum ışığının altında kurulan hayalleri bilmeyeceklerdi.

Erdoğan ERGİN

İstanbul