Bir Fesleğenin Hatırlattıkları
Bir şehri anlamak için haritalara bakmak yetmez, çocukların hatıralarına da bakmak gerekir. İnsan, gölgesinde oyun oynadığı ağacı, annesinin balkonunda açan çiçekleri kolay kolay unutamaz. Gözlerimizi kapatıp çocukluğa döndüğümüzde; bir dut ağacı, mahalle arasındaki boş bir arsa ya da yağmurdan sonra toprak kokusuyla dolan sokaklar gelecektir aklımıza. Çünkü çocukluk, betonun değil toprağın dilini konuşur. İnsan grilere göçse de ruhunun bir yanı hep çocukluğunun yeşil manzaralarında kalır.
Şehirler, tarih boyunca nüfusun, üretimin ve yaşam biçimlerinin değişmesiyle sürekli dönüşmüştür. Bu dönüşüm kimi zaman yeni imkânlar sunarken kimi zaman da insan ile doğa arasındaki mesafeyi büyütmüştür. Bahçeler küçülmüş, ağaçların yerini yollar ve yapılar almış, toprağa dokunulan alanlar giderek azalmıştır. Şehirler büyürken insanın nefesi daralmış; kalabalıklar artarken aidiyet duygusu zayıflamıştır. Belki de bu yüzden günümüz insanı yaşadığı yere yalnızca bir adres olarak değil, bağ kurabileceği bir yaşam alanı olarak bakmak istiyor. Bir ağaca, bir sokağa, bir parka, ufka uzanan bir manzaraya ihtiyaç duyuyor. İşte bu noktada “yeşil hafıza” dediğimiz kavram ortaya çıkıyor.
Bugün insanların pencere önlerine sukulentler yerleştirmesi, küçük saksılarda fesleğen ve nane yetiştirmesi tesadüf müdür? Bunlar modern insanın doğaya gönderdiği mektuplardır. Betonun içinde yaşayan ruhumuz, toprağa dokunmanın bir yolunu arıyor. Bu nedenle teras bahçeleri yeniden ilgi görüyor, kent bostanları çoğalıyor. İnsan büyüterek, yeşerterek ve emek vererek bağ kurmak istiyor.
Çocuklar açısından bakıldığında doğanın anlamı daha da büyüktür. Çocuk, bir karıncayı izlerken dikkat etmeyi, bir tohumu ekerken sabretmeyi, yağmurun kokusunu hissederken merak etmeyi öğrenir. Doğa, çocuğa bilgiyi ezberletmez; deneyimletir. Bu nedenle çocukların dünyayı ekranlardan ve kitaplardan olduğu kadar; ağaçlardan, böceklerden, rüzgârdan ve topraktan da öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Şehirlerin nefes almaya, keşfedilmeye ve hayal kurulan mekânlar olmaya ihtiyacı var. Bir şehrin gerçek kimliğini; bir ağacın gölgesinde saklanan çocukluklar, bir parkta yankılanan kahkahalar, ilkbaharda açan çiçekler ve sonbaharda sararan yapraklar oluşturur.
Evet, şehirlerin de hafızaları vardır. O hafızanın rengi, toprağın ve yaprakların yeşilinde saklıdır. Belki de Yeşil Vatan, yalnızca korumamız gereken ormanların adı değil; çocuklarımızın hatıralarını, şehirlerimizin hafızasını ve geleceğe bırakacağımız yaşam kültürünü de ifade eder. Çünkü yeşilini koruyan şehirler, hafızasını da geleceğini de korur. Benden söylemesi, sizden düşünmesi.
Gülsen AYAS ALTUNSOY
Afyonkarahisar
